29 Mart 2009 Pazar

Kızım için abiye elbise bakıyordum ve bu şirin abiye elbiseyi gördüm aslında kızım 6 yaşında ama biraz büyüğünü kızıma dikebilirim aslında kumaşını seçtik dün pembe krep saten aldım metresi 6,5 tl idi bana 2,30 lazımdı bende o kadar kumaş aldım, ama model seçemedim bir türlü ben aramaya devam edim en iyisi sonunda yine bu yukardaki resme benzer bişiy çıkıcak heralde.

27 Mart 2009 Cuma

BUGÜN ÇOK ÜŞÜDÜM HEMDE ÇOK!!!

Bu vatanın aydınlık temiz insanı MUHSİN YAZICIOĞLU, senin gibi biri nasıl anlatılır bilmemki.! Sen o kadar temizdinki seninle aynı siyasi görüşü paylaşmasakta hep senin ne kadar dürüst ve saygın biri olduğunu söylerdim.Şimdi sen uzak diyarlarda başka hallerdesin...
Allah yardımcın olsun...

ÜŞÜYORUM
Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır

Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi,
sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerimGüneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk,
üşüyorum..
(Muhsin YAZICIOĞLU)

23 Mart 2009 Pazartesi

KUMAŞLARIMMM

Biliyorsunuz ben bu yıl giyim kursuna gidiyorum.
şu anda çocuk elbisesi dikmemiz gerekiyor bende elimde bir kaç parça kumaş vardı,onlardan 2 tanesini kızım için kullanıcam.İlk resimdekiler esasında annemin kumaş deposundan çıkma :) bazıları 30 yıllık vardır.2. resimdekiler yine annemin depodan, bu 2 kumaşı kızkardeşim için kullanıcam elbise istiyor bakalım becerebilecekmiyim:)
3. resimdeki mor kumaşı geçen hafta aldım krep saten abiyelik olarak aldım, metresi 2,50 ytl idi esasında bu kumaşı bu fiyata bulamıycağım için aldım yoksa almazdım. 4 ve 5. resimdekiler ise benim şu anda diktiğim abiyenin kumaşları 4.resim gümüş kumaşın üzerine geçecek, topun sonu diye adam bana yarım metreden fazlasını 4.00 ytl'ye verdi bakalım nasıl olucak abiye elbiseyi dikmeye başladım bittiğinde fotolarını yayınlıycam inş.
Şimdilik hoşçakalın...

20 Mart 2009 Cuma

Mutluluk Mim'i

Merhabaaa
10 Günden fazladır bloğuma hiç bir şey ekleyemiyordum çünkü annemlere gittim ve babamın doktor işleri ile uğraştık çok şükür ki şimdilik önemli bir şey yok inşaallah olmayacakta,aynı günlerdede kızım çok kötü bir grip geçirdi, ama ne grip 3 gün 39,5 derece ateşle uğraştım ne uyku yüzü gördüm nede dinlenebildim ama çok şükür şimdi epey toparladı ve bugün okuluna gitti bile.
nehir arkadaşım beni mimlemiş ve beni mutlu eden şeyleri yazmamı istemiş kendisine çok teşekkür ederim.
Şimdi beni mutlu eden şeylere gelince, düşündümde hayatımda beni mutlu eden o kadar çok şey varki hangisinden başlasam acaba ? Hımmm
1- Allaha inandığım için ve Dua edebildiğim için çok mutluyum
2- İçinde yaşayabileceğim güzel bir evim olduğu için,
3- ANNEYİM ve dünya güzeli bir kızım olduğu için,
4- Annem Babam ve kardeşlerim olduğu için,
5- Tembellik yapmayı sevmediğim içinde mutluyum tabi,
6- Tüm uzuvlarım tam ve hiç bir yerimde eksiklik yok, tek bir parmağın bile yokluğu ne üzücü bir durumdur öyle değilmi ?
7- Giyim kursuna gidip dikiş dikebilmeyi öğrendiğim için çok mutluyum
8- Menekşeciğimi ve hülyacığımı tanıdığım için mutluyum.
9- Şükredebilmeyi öğrendiğim için çok ama çok mutluyum
10- .......
Bu maddeler sonsuza kadar uzar gider...

Geçen gece kızımın hastalığı çok şiddetlendiğinde hastaneye gitmiştik, orda gözüme çarpan biri olmuştu çok yaşlı fakat tavırları son derece düzgün bir bayan vardı, sanıyorum akli dengesindede çok hafif bir sorun olabilirdide.Yalnız üstü başı çok perişandı yırtık bir pantolunu vardı ve çıplak teni gözüküyordu o yırtıktan, üstündede sıkıca iliklenmiş gri kalın bir ceket vardı dışardada çok sert bir soğuk.Kimbilir ne zamandan beri o üst başla sokaklarda yaşıyordu?.Geçmişte iyi bir hayat yaşadığı her halinden vede yüzünden belliydi.
Ona uzun uzun baktım, arkası bana dönüktü ama farketti beni yinede, ben ona bakarken etraftaki diğer insanların çocukları da takıldı gözüme yıllar öncesine gittim bir an.Onunda bir bebek olduğu zamanları düşündüm,
Annesi ve babası vardı tıpkı bizim gibi, tıpkı benim kızım gibi, Anneciği ve babacığı onu büyütürken nasıl da sevmişti, her şeyden nasılda sakınmıştı.Kimbilir kaç gece uykudan kalkıp üstünü örtmüştü ÜŞÜMESİN diye ne umutlarla büyütmüştü ?..Acaba hiç akıllarına gelmişmiydi
yavrularının bir gün büyüyüp hoyrat sokaklarda umarsız insanların arasında perişan hallerde şuursuz bir halde yaşamaya başlayacağını...Bırakın sıcak bir yuvayı evsiz barksız derbeder bir halde Soğuk bir hastanenin soğuk bir koridorunda sessizce öylece durabildiği için bile sevineceğini hiç tahmin etmişlermiydi?.
HAYIR hiç sanmıyorum.
Ona baktıkça ne çok şükretmem gerektiğini düşündüm ve hep Allahıma hayırlı ve iyi bir ömür duasında bulunmam gerektiğini düşündüm.Çünkü biliyorumki kaderi değiştirebilecek tek bir güç vardı o da DUA ...
Bu kötü halin bizim yada çocuğumuzun başına gelmeyeceği ne malum. Böyle kötü şeyler hep başkalarının başınada gelmiyor maalesef, onun giyebileceği bir ayakkabısı bile yokken ben alamadığım ayakkabıyamı üzüleyim, o çok şık elbiseyi niye alamadığımamı üzüleyim, başkalarının üstünde kışın o sert rüzgarından koruyacak bir pantolonu bile yokken...
Yada evimin daha lüks olmaması mı beni üzecek, o yaşlı kadın ve onun gibiler sokakta dona dona yaşarken.
Allahım ne çok şey var hayatımızda sana şükretmemiz gereken. Ne olur bana ve sevdiklerime, arkadaşlarıma ve dostlarıma hayatları boyunca iyilik nasip et bizleri hiç kötülerle karşılaştırma yavrularımızı koru Ailemizi koru.Bizleri kötü sondan koru Rabbim.......

Şimdi bende sezgi arkadaşımı (http://sezsel.blogspot.com/) ve
kedy'ciği (http://keddynindolabi.blogspot.com/) Mimliyorum :) Sizde Sizi mutlu eden şeyleri bizimle paylaşırsanız çok seviniriz...

11 Mart 2009 Çarşamba

PASTANE POĞAÇASI






Bugün sizlere bir poğaça tarifi vermek istiyorum.Bu tarifi isilca'nın bloğunda görmüştüm bir kaç böyle tarif bulmuştum ve denemiştim ama bu içlerinde en iyisi çıktı gerçektende pastane poğaçalarından farksız tarif için kendisine teşekkür ediyorum burdan.
Şimdi tarif için malzeme listesini vereyim:
1 Paket oda sıcaklığında margarin (ben birazda tereyağ kattım)
1 Çay bardağı ılık süt
1 Çay bardağı ılık su
1/2 Paket yaşmaya (ben 1 yemek kaşığı kuru maya kullandım)
2 Çorba kaşığı şeker
2 Yumurta
2 Tatlı kaşığı tuz ve
Aldığı kadar un.
Yapılışı:
Şimdi tüm malzemeler ya ılık olacak yada oda sıcaklığında olacak buna çok dikkat edin.Margarini
yumurtayı ilave ettikten sonra elle birbirine yediriceksiniz yani margarin eritilmeyecek, sonra süt tuz şeker ileve edin karıştırın ve 15 dakika bekletin, daha sonra aldığı kadar unu ilave edip yumuşak bir hamur elde edin sonrada 1 saat bekletin mayalansın, son olarakta 180 dercelik fırında pişirin.
Afiyet olsun...






8 Mart 2009 Pazar

ESMAÜL HÜSNA OKUMAK


10 Şubat 2007 tarihli Hürriyet Cumartesi ekinde Ayten Serin imzalı, ‘zikir’le ilgili ilginç bir haber yayınlandı.“Zikir; reiki ve yoga gibi şifa verici teknik” başlığıyla yayınlanan haberde, medyada sağlıklı hayat, kilo kontrolü gibi konularda isim yapmış aile hekimi Ender Saraç’ın “Ruhsal Gelişim ve Kader” isimli kitabı yorumlanıyordu.
Ruh sağlığı açısından bir şifa vesilesi olarak gördüğü zikri, ‘ileri bir teknoloji’ olarak niteleyen Dr. Saraç şöyle diyordu:
“Zikir de meditasyon mantraları, reiki sembolleri gibi bir teknolojidir. Belli sesleri tekrar edip jeneratör gibi enerji üretirsiniz.
Kur’ân’da geçen Allah’ın 99 isminden her biri, bir enerji köküdür. (...) Artık hekimlerin bunlara sahip çıkması gerekir.”
Saraç’ın bu sözleri, inanılsın veya inanılmasın, aslında herşeyin hakikatinin Allah’ın bir ismine dayandığını ve bu isimlerde psikolojik ya da fizyolojik pekçok derdin/hastalığın şifasının gizli olduğu gerçeğini teyid ediyor.
Evet, Dr. Saraç’ın kitabında ortaya koyduğu ‘Allah’ın isimleriyle zikir tekniği’ de, ‘İslâm cemiyetinin ter ü taze esasları’dan başka bir şey değil...
Dr. Ender Saraç’a göre, türlü ihtiyaçların giderilmesine yönelik bazı zikir teknikleri şöyle ifade edilmiş:
* Sürekli darlık ve sıkıntı çekiyorsanız Ya Muğni, En Nafi
* İçiniz sıkılıyor ve göğsünüz daralıyorsa El Basit
* Bir türlü olayların içinden çıkamıyor ve ne yapacağınızı bilemiyorsanız El Vekil
* Sürekli başınıza felâketler geliyorsa El Mani, Es Selam
* Bilginizi arttırmak için gerekli beyin devrelerinin açılmasına yardım için El Alim
* Kendinizi biraz katı ve merhametsiz hissediyorsanız Er Rahim, Er Rahman
* Sürekli halsizseniz ve enerjiniz düşükse El Hayy
* Çok pasif ve korkaksanız El Kahhar
* Kötü bir yöneticiyseniz veya olayları yönetemiyorsanız El Vali
* Bir türlü organize olamıyorsanız El Kayyum
*Yaşamda elinizden tutacak kimse yoksa El Veli
* Bir iş kurarken El Hakim
Evet, Allah’ın her bir ismi, insanın bir ihtiyacı için şifa kaynağı. Bu hususu Bediüzzaman da vurgulamış ve şöyle demişti: “İnsanın mahiyeti ulviye (yüce), fıtratı (yaratılışı) câmia (geniş) olduğundan, binler envâ-ı hâcât (ihtiyaç türleri) ile bin bir esmâ-i İlâhiyeye (Allah’ın isimlerine), herbir ismin çok mertebelerine fıtraten (yaratılışça) muhtaçtır.” (Sözler, s. 586)
HER İNSANDA ALLAH’IN BİR İSMİ BASKIN
Bununla beraber her insan, hayatında Allah’ın farklı bir ismini daha baskın şekilde gösterebiliyordu. Bediüzzaman’ın da “İnsan bütün esmâya mazhardır; fakat... tenevvü-ü esmâ (isimlerin çeşitliliği), insanların dahi bir derece tenevvüüne (çeşitliliğine) sebep olmuştur” diyerek ifade ettiği bu gerçeği, Dr. Saraç şöyle dillendiriyor:
“Her insanda Allah’ın 99 isminin belirli açılımları bulunuyor. Ancak bunların bazıları baskın, bazıları dengede, bazıları uyur durumda.
Örneğin sürekli her konuda geri kalıyorsanız, El Müzill isminin etkisi kuvvetli demek. El Mukaddim ise tersine, öne geçirici bir etki yapıyor, insan onun etkisini kullanmayı bilirse atak yapabiliyor.”
Peki insan, kendisinde Allah’ın hangi isminin daha baskın olarak tecellî ettiğini, ya da hangi isimleri daha çok üzerinde göstermesi gerektiğini nasıl anlayacaktı? Çünkü Saraç’a göre, insan hangi alanda sıkıntı yaşıyorsa, Allah’ın o alanla ilgili ismini daha ziyade zikretmeliydi.Saraç’a göre, kişinin bunu tespit etmesinin yollarından biri, kendi içine dönerek, sakin bir şekilde hayatın hangi alanında sıkıntılarının olduğunu tespit etmekten geçiyor.
KIRK GÜN RUH TEKÂMÜLÜ
Dr. Saraç ayrıca, bahsettiği zikir tekniğinden daha fazla verim almak için, zikirden bir gün önce ‘detoks (arınma)’ denilen sebze türü gıdalarla beslenmeyi esas alan bir diyet programına başlamak gerektiğini söylüyor. “40 gün boyunca mümkün olduğunca az kırmızı et, sarmısak, soğan, kırmızı pul biber yenmesi gerek” diyen Dr. Saraç, “40 gün hiç yalan söylemeyin, kullanmadığınız eşyaları ihtiyacı olanlara verin, içinde bulunduğunuz ortamı daha pozitif yapmaya çalışın, sık sık doğaya açılmaya, mükemmelliğini fark etmeye çalışın, çocukların başını okşayın, duâ edin” derken de, aslında hep fıtrat dini İslâmın prensiplerine işaret ediyordu. Nitekim Bediüzzaman da, insanın mizaç ve huylarının beslendiği şeyden etkilendiğini söyleyerek, “Kırk günde hergün et yiyen kasâvet-i kalbiyeye dûçâr olur” darbımeselini buna delil gösteriyordu. (9. Lem’a, s. 89)Öte yandan insanın manevî/ruhsal boyutta derinleşmesi, maddiyâtta sığlaşmasıyla mümkündü. Yani insan maddeden uzaklaşmalıydı ki, mânâda yoğunlaşabilsindi.
Bediüzzaman bu gerçeğe “Maddiyatta tevaggul eden, mâneviyâtta gabileşir ve sathî olur” sözüyle de işaret etmişti.İşte Saraç’ın, 40 gün çalışılması gerekir dediği zikir tekniği için tavsiye ettikleri, aslında her zaman için insanın ruh tekâmülünü sağlayacak İslâmî prensipler.
Daha detaylı bilgi için buraya bakın lütfen...

MİNİK KUŞUMUN ETEĞİ :)




Arkadaşlar bu eteği dün kızım için diktim.Gece benden söz aldı bu eteği bitirmem için bende tamam dedim ve yetiştirmeye çalışıcam dedim o kadar merak ediyorduki bitmiş halini gece uyandı ve ilk sorduğu şey eteğim bittimi anne dedi :)) bende bitirip dolabına asmıştım görünce çok mutlu oldu ve hemen gözlerini kapatıp uyumaya devam etti kelebeğim.
yaptıkçada fotoğraflarını çektim.


6 Mart 2009 Cuma

KASA GİYDİRMECEEE :)


Ben bu kasalara bayıldım nasıl yapıldığını merak ediyorsanız yapım aşamalarına bakın derim. http://lauragunn.typepad.com/paintinmyhair/2008/09/post-1.html

SARI KAZAK


Arkadaşlar ben bu kazağı beğendim yapımıda var. Burdan nasıl yapıldığına bakabilirsiniz.
Yapanın eline sağlık.

5 Mart 2009 Perşembe

RUHUN ŞİFRELERİ ÇÖZÜLÜYOR


Merhaba

Ben bu akşam size yazılarını çok beğenerek takip ettiğim, araştırmacı gazeteci ve yazar olan Mehmet Ali Bulutun bir kitabından bahsetmek istiyorum.Geçtiğimiz aylarda Popüler yayınlarından çıkan "Ruhun Deşifresi"adlı kitabta, gerçekte insanoğlu için bir muamma olan ruhun adeta şifrelerini çözmeye çalışmış ve çok ciddi tespitlerde bulunmuştur. Şimdi kitaptan bazı alıntılar yapıcam dikkatle okumanızı ve üzerinde düşünmenizi tavsiye ederim...


1-İnsanın en büyük düşmanının da dostununda yine kendisi olduğunu, insan kendisini değiştirmek istemeyince hiç bir şeyin onu değiştiremediğini,

2-Eğer insan isterse fizik alemden istediği neticeleri elde edebileceğini...Çünkü bu alemin dinamiklerinin, insan iradesinin müdahelesine müsade edecek şekilde yapılandırıldığını,

3-Kaderin;irade, istidat ve halk olmak üzere üç temel şartı içerdiğini ve hiç bir zaman insanın zorunlu ve tek alternatifli olmadığını,

4-Bir başarısızlık söz konusuysa en büyük nedenin bilgisizlik basiretsizlik, önyargı ve inat olduğunu,

5-Yediğimiz içtiğimiz şeylere azami dikkat etmemiz gerektiğini, çünkü yediklerimizin DNA dediğimiz kader programcıklarına ve kadere dönüştüğünü; yediklerimizle yüklenen bu bilgilerin kimi zaman 7 nesil boyunca taşıyıcılarının olduğunu,

6-İnsanın asıl vazifesinin, kendisine verilen yetenekleri geliştirip şu aleme kendinden bir eser bırakmak ve ölüm sonrasındaki saadet ve mutluluğu için hazırlık yapmak olduğunu; din, kitap ve peygamberlerinde bu çabasında insana yardımcı olmak gayesi taşıdığını,

7-İnsan beyninin sanal olan şeyleri de reel gibi algıladığını bununda insana büyük avantajlar sağladığını,

8-Dolayısıyla vücudunuzu değiştirerek beyninizi, beyninizi değiştirerek vücudunuzu değiştirme imkanı bulunduğunu,

9-İnsanın 4 hayat mertebesini aynı anda içinde barındırdığı için bir anda 4 değişik hal yaşayabileceğini bundan dolayı kınanamayacağını,

bize anlatmıştır.Ben burda yalnızca bir kaç not aktardım ama içeriği çok daha zengin ve etkileyici ...

ASTIM İÇİN KEÇİ BOYNUZU KÜRÜ

Merhaba
Astım için keçi boynuzu kürünü merak eden bazı arkadaşlarım oldu bende saraçoğlu hocamın anlattığı ve bana uygulattırdığı kürü yazmaya karar verdim.Kür aşağıdaki gibidir.

Kür 1: Genel nefes darlığı, alerjik nefes darlığı ve soğuk alerjisi durumunda Orta büyüklükteki keçiboynuzundan 6-7 tanesini önce soğuk su altında yıkayınız. Daha sonra bunları küçük küçük (3-4 cm uzunluğunda) kırarak, kaynamakta olan yarım litreye yakın suyun içine atınız. Hafif ateşte 7-8 dakika kaynatınız. Soğuduktan sonra süzerek suyunu cam şişeye doldurunuz. Buzdolabında en fazla üç gün bekletebilirsiniz. Hergün sabah kahvaltısı arasında ve akşam yemeğinden önce bir çay bardağı içilir. Yaklaşık yarım litre olarak hazırladığınız keçiboynuzu suyu üç gün buzdolabında bozulmadan korunabilir. Her üç günde bir, taze olarak hazırlamanız gerekecektir. Hiç ara vermeden 20 gün uygulayınız. Yirmi gün tamamlandıktan sonra aynı şekilde hiç ara vermeden 15 gün devam ediniz. Onbeş günlük kürü uygularken bir çay bardağı içerisine bir küçük çay kaşığı bal ilave edip karıştırınız, sabah kahvaltınız arasında ve akşam yemeğinden önce birer çay bardağı içiniz. Keçiboynuzu kürünü uygularken sabah kahvaltınızda ayrıca bal tüketmeyiniz.
Dikkat: 5 ile 12 yaş arasındaki çocuklarda nefes darlığı veya alerjiye bağlı nefes darlığı söz konusu ise, bu taktirde uygulama 1’ e göre sadece bir çay bardağı sabah kahvaltısı arasında içilecektir. Akşam yemeklerinde içilmeyecektir Dikkat: Bu kürü uygularken kahvaltıda ayrıca bal tüketmeyiniz. Daha güçlü olur diye bir çay kaşığından daha fazla bal ilave etmeyiniz.

4 Mart 2009 Çarşamba

FLAŞ... FLAŞ... FLAŞ...

Arkadaşlar
Bugün çok kıymetli 2 konuk ülke tv' de ki sıradışı programına katılacaklar.Biri çok değerli hocam İbrahim Saraçoğlu ve günümüzün önemli aydınlarından Mehmet Ali Bulut beyefendi olacaklar, izlemenizi tavsiye ediyorum entellektüel seviyesi çok yüksek olan bu program mutlaka takip edilmeli diyorum, yalnız şunuda belirtim Mehmet Ali Bulut beyefendinin katılamama durumuda var kendisi ifade etti bu ayrıntınında bilinmesinde fayda vardır sanıyorum.

1 Mart 2009 Pazar

DR. AIDIN SALİH'TEN BESLENME ÜZERİNE ÖNEMLİ BİLGİLERİ

Merhaba
Bugün size aslı ingiliz olan sonradan islamla şereflenmiş, hem gen uzmanı hemde biyolog olan önemli bir doktordan bahsetmek istiyorum;
muayenehanesinin Ümraniyede olduğunu öğrendiğim bu kişi, tamamen islami metotlarla hadis ve sünnet ışığında ortaya çıkardığı tedavi metotları olan aslında bazı çevrelercede çok iyi bilinen biri.Ben kendisiyle henüz tanışmadım ama bu gidişle kapısını çalıcaz gibi çünkü benimde bağışıklık sistemimle ilgili ciddi sorunlarım var ve gittiğim doktorlardan henüz bir şifa bulamadığım için alternatif yöntemleri araştırırken karşıma çıktı,
Bu doktor tevafuken bir arkadaşımdan ismini duydum ve tedavi olup iyileşen insanlardan bahsetmişti benimde çok ilgimi çekmişti fakat o sırada konunun üzerine gidememiştim ama şimdi biraz daha araştırıp kendisine ulaşmayı hedefliyorum bakalım kısmet olacak mı? Ben hakkında fazla bir bilgiyi internette bulamadım maalesef fakat çıkarmış olduğu önemli bir kitabı var ve ordan bazı alıntılar buldum bunlarıda sizlerle paylaşmak istiyorum eğer bu kişi ve tedavi yöntemiyle ilgili daha fazla bilgiye sahip olan varsa bizimlede burdan paylaşsırsa çok sevinirim.
Şimdi sizi bu bilgilerle başbaşa bırakıyorum....
Fazla yemek:
Çok yemek yenildiği zaman midenin daha çok enzime ihtiyacı olur. Enzimleri yapmak vücut için çok güçtür ve kıymetli maddeler gerektirir. Normal bir insan için 250 gr yemek yeterlidir. Bunu hazım ettirmek için kalp hiç zorlanmadan rahat çalışır. 2 kat yemek yenirse, kalbin yemeği hazım ettirmesi ve fazlalıkları çıkarttırması için 4 kat daha fazla çalışması gerekir. Bu da kalp için çok ağırdır. Mesela bir araba düzgün bir yolda hiç zorlanmadan harcadığı benzinin 2 katını taşlı, bozuk, dik yolda harcar. Mesafe aynı ama harcadığı benzin farklıdır. Böyle zorlanarak devamlı çalıştığında motor harap olduğu gibi insanın kalbi de devamlı ve çok çalışmaktan harap olur ve çabuk eskir. Genç insanlarda organlar kuvvetli olduğu için yenilen yemekleri hazım edebilir ve fazlalıklarını çıkarabilir. Fakat organların üzerine fazla yük bindiçin çok çalışmaktan çabuk eskir, kuvvetini kaybeder, zamanla fazlalıklarını çıkaramaz olur, depo yapar, vücudu yağ ve kireç toplamaya başlar. Bazı insanlar çok yemelerine rağmen hep zayıf kalır ve bu durumlarının iyi olabileceğini düşünür. Hâlbuki hal öyle değildir. Çok yiyip zayıf kalanlar çok yiyip şişmanlayanlardan daha kötü durumdadırlar. Çünkü şişmanlar karışık ve yanlış yedikleri yemekten oluşan zehirlerin bir kısmını, vücudun topladığı yağlarda depolayarak, bu zehirlerin organları tahrif etmesini kısmen önleyebilmektedirler. Ancak çok yiyerek zayıf kalanlarda zehirli maddeler sürekli vücut içinde dolaşır. Böylece damarlarda, eklemlerde, organlarda ve kaslarda depolama yapar. Bu insanlar genelde sinirlidirler, sık hastalanırlar ve uyku bozukluğu yaşarlar.
Karışık yemek:
Birbirine uygun olmayıp, hazım için ayrı enzim isteyen yemekler karışık yenirse hazım olunmaz çürür veya mayalanır. Örnek olarak karbonhidratlar ve proteinler birbirine zıt düşer. Çünkü bunların parçalanabilmesi için her ikisinin ihtiyaç duyduğu enzimler birbirine zıttır. Bu zıtlık her iki enzimin birbirini yok etmesini sağlayarak, hazmın gerçekleşmesini engeller ve böylece hazım yapılmayınca çürüme başlar. Hazım olunamayan yemek, bağırsakta toplanır ve zamanla bağırsağı genişleterek cepler oluşturur. Bu ceplerin içinde dışkısal taşlar toplanır ve yıllarca orada saklanır. Böylece bağırsağın duvarları kanalizasyon boruları misali zehirli artıklarla kaplanır. Buna bağlı olarak bağırsak ağırlaşır, hareketi yavaşlar ve sonuçta kabızlık meydana gelir. Bu durumda vücudun intoksikasyonu katastrofik şekilde büyür. (vücutta toksin birikmesi katlanarak artar) Vücut çok halsiz kalarak yorulur, gaz ve uyku meydana gelir. Çürümüş yemekler bağırsağı zehirleyerek kana karışır. Kandan bütün organlara ve hücrelere yayılarak onları zehirler ve hastalıklara yol açar. Çürümüş ve mayalanmış yemeklerden oluşan tuzlar vücutta kireçlenme yapar.Çok sık yemek: Yemeğin hazmını beklemeden bir şeyler yemektir. En hafif yemek 4 saatte hazım olunabilir, yemeğin ağırlığına göre hazım süresi 6–10 saate kadar uzayabilir. Bu zamandan önce bir şey yemeye başlayınca mide hazmını tamamen değiştirir ve midedeki diğer yemekler, karışık yemek gibi, hazım olmadan çürümeye başlar ve hemen gaz ve şişkinlik oluşur.
Ters yemek:
Proteinli yiyecekler (et, yumurta, peynir vs.) midede uzun zamanda hazım olunur. Karbonhidratlar, tatlılar, beyaz undan yapılmış yemekler, patates, meyve vs. midede çok durmadan bağırsağa geçerek orada hazmedilir. Su direk bağırsağa geçer. O yüzden önce su içmeli sonra meyve veya tatlı yenilmeli. Sonra sebze ve proteinli yiyecekler yenilmeli. Önce yemek yenilip, sonra meyve veya tatlı yenilirse, meyve hazım olmak için bağırsağa geçemez mayalanır, bütün yemek bozulur, çok gaz olur. Yemekten sonra su veya çay içilirse, yemekten ayrılmadığı için mideyi genişletir ve hazmı zorlaştırır. Midede mayalanmış veya çürümüş yemek helal olmaz.
Bekletilmiş eski, ısıtılmış ve hazır yiyecekler:
Taze sebze ve meyveler güneşten aldıkları enerji ile dopdoludur. Vücuda çok enerji verirler ve hazmı kolaydır. Pişirilince güneşten aldıkları enerjiyi tamamen kaybederler. Bu yemekler eskiyince (2–3 saat geçince) hiç bir enerjisi kalmaz toprak gibi olur. Eskimiş ve doğal olmayan hazır yiyeceklerin hazmı çok zor veya imkânsızdır. Yemekler piştikten sonra soğuk olarak yenilebilir (et, yumurta, sebze yemekleri, tatlılar ). Fakat fayda beklememelidir. Beklemiş zeytinyağlı yemeği tekrar ısıtmak mümkün değildir. Mikro dalgalı fırında ısıtmak ise daha tehlikelidir. Fırın çalıştığı sürece mikro dalgalar, dışarıya sızarlar ve insan vücuduna zarar verirler.
Zararlı düşünceler ve hareketler:
Zararlı düşünceler vücutta fazla miktarda hormonlar çıkarır. Bu hormonlar kana karışarak zararlı zehirler çıkmasına sebep olur. Bu zehirler beyindeki su havuzlarını bulandırarak çok sinir yapar ve psikolojik ve diğer hastalıklara sebep olabilir. Sinirli olan insanlarda, karaciğer sertleşmesi, çeşitli kalp hastalıkları ve dalak hastalıkları meydana çıkmaya başlar.